• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/istanbulmatematikkafe/
  • https://twitter.com/MatematikKafe

Murat Tekineş

Murat Tekineş
destek@iyotkokusu.com
KOŞAN EĞİTİMDEN EMEKLEYEN EĞİTİME-2
19/07/2017
matematikkafe.com
 
Yazının ilk bölümüne ulaşmak için tıklayınız

  

KÖY ENSTİTÜLERİ SİSTEMİ UYGULAMASI
 
1-) Üç sınıflı Eğitmenli köy ilkokulları
2-) 5 sınıflı Öğretmenli köy ilkokulları 
3-) Mesleğe yönelik yatılı/yatısız Bölge okulları (5 sınıflı köy ilkokulunu da içinde bulunduruyor)
4-) 5 Yıllık Köy Enstitüsü (Sağlık Memurluğu-Köy Ebesi-Sanat-Öğretmen Yetiştirme)
5-) Üç yıllık Yüksek Köy Enstitüsü (Her türlü uygulama ve staj okulu ve mesleki alan uygulaması-Bugün ki yüksek lisans uygulamaları için imkân vb…  
 
Kısaca; 3 sınıflı Eğitmenli köy ilkokullarını bitirenler, 5 sınıflı köy ilkokullarına gidip beş yıllık eğitimlerini tamamlıyorlar ya da köy bölge okullarına gidip yatılı veya yatısız olarak beş yıllık eğitimlerini tamamlıyorlardı. Sonrasında çocuğun durumu, isteği veya öğretmenin tavsiyesine göre, ya mesleğe yönelik olan köy bölge okullarında kalıp oradan mesleki-teknik eleman olarak mezun oluyorlar ve köylerde teknik alanlarda çalışıyorlardı. Ya da direk Köy Enstitüsüne gidip, Öğretmen veya sağlık memuru/memuresi, köy ebesi, usta öğretici (meslek hocası) oluyorlardı. Yüksek Köy Enstitüsüne gidenler de yönetici, müfettiş, gezici öğretmen/başöğretmen, Akademisyen, Öğretim görevlisi oluyorlardı… Daha ne olsunlar ki? Yetmez mi?
 
Kısa bir Enstitü gerçeğinden daha örnek verelim bu arada: Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsünün balıkçılık dersi öğretmenleri, Arifiye Düziçi Enstitüsündeki öğretmenlerle ortak olarak, Sapanca gölünde deneysel bir çalışma yapıp, yılda 3.000 ton balık yetiştirmişlerdir. Ve yetiştirdikleri bu balıkları da oturup yememişler. Ne yapmışlar biliyor musunuz? Şöyle ki; İmece usulü ile kooperatif kurarak bu vasıtayla satmışlar ve Enstitülere irad (gelir) kaydetmişlerdir. Düşünsenize bu eğitimli ellerin, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin her kıyısında ağ attıklarını? Bizim şimdiki gibi av yasağı kanunumuz mu olurdu? Olmazdı tabii. Ama düşüncesine bile yanaşmaz, bu sömürgen sermaye destekli mistik kurumlar? Neden mi? Dip balıkçılığı yapıyoruz deyip, balığın yumurtlama dönemlerine aldırmadan ne var ne yok doğal hayatı talan eden trolcüleri destekleyecekler. Ve Allah’ın işine karışılır mı? Balığı yumurtlatan da Allah, yüzdüren de Allah diyecek ve cahil bıraktıkları halka, kadercilik sopasını gösterecekler de ondan yanaşmazlar bu cehalet masalcıları? Bu eğitim cellatları?
 
Mesela bu Köy Enstitüleri sistemi, beraberinde kooperatifçiliği de getirdiği içindir ki, feodal kesim tarafından hiç benimsenmemiştir. Hep komünist icadı diye karalanmaya çalışılmıştır. Çünkü bu emperyalist ağaların, rüşeym’i  yüksek (buğdayın vitamin deposu) ekmeklerine kan doğranmıştır. Çünkü köylü uyanmış, emeğine ve ekmeğine sahip çıkmaktadır. Çünkü artık okuryazardır. Para hesabını yapabilmekte ve Ankara’ya dilekçesini yazabilmektedir. Kısacası, ağa desteği olmadan kendi ayaklarının üzerinde durabilmektedir. Çünkü devlet desteğini almıştır arkasına, bundan öte güç mü olur?
 
Bir yandan Enstitü sayısı artarken bir yandan da, Köy Enstitülerinin üst kademesi olan Yüksek Köy Enstitüsü kurulmuş, diğer yandan da alt kademesi olan yatılı/yatısız köy bölge okullarını kurma işlemi  sürdürülmüştür. Yani eğitmenli ve öğretmenli köy İlkokulları ile köy bölge okullarını, yetişkin eğitimi gibi alanları da kapsamına alarak hızla gelişmiş ve büyümüştür…
 
Kısaca, amacın yalnızca okuma yazma öğretmeye yönelik olmayıp, tüm programların teknik ve tarım içerikli olması, sağlık konusunu da kapsaması, çok amaçlı bir eğitim hareketi olduğunu kanıtlamaktadır. Enstitülere alınan öğrencilere, öncelikle kültür dersleri ve tarım-teknik ders programlarıyla üç yılda çok yönlü bir eğitim veriliyordu. Yani bu üç yıllık eğitim hem meslek eğitimi hem de genel eğitim oluyordu. Ama bu genel eğitim, klasik genel eğitim gibi bilgi ezberleme den ziyade içinde içeriği iş ve teknik olan, tarım olan, sağlık olan, köylere yönelik bir genel eğitimin sistemidir. Çünkü çocuklarının çoğu ilkokuldan sonra eğitim görmeyen bizim gibi toplumlarda, genel eğitim dediğimiz, bu ilköğretim programlarının aynı zamanda mesleğe yöneltici özelliği de olması gerekmektedir. Değil mi?
 
Köy Enstitüleri, yasanın ‘’Köye yarayışlı eleman yetiştirme’’ maddesinden de hareketle yalnız öğretmen değil, değişik elemanlar da yetiştirmeyi programlarına almışlardır. Çünkü öğretmenden hariç, köylere gerekli teknik elemanlar da başka bir şekilde yetişmiyordu.  Aslında sağlık ve tarım bakanlıklarının yapması gereken işlerdi bu kendi alanlarına giren eleman yetiştirme köye gönderme işleri. Ama bu bakanlıklar sadece yetiştirici usta öğretici eleman verip, onları da köyde desteklemeyle yetinmişlerdir…
 
Enstitülerde meslek seçimi ve mesleğe yönlendirmede de, tam bir demokratik tavır görülüyor. Önce öğrencinin ne olmak istediği dikkate alınıyordu. Eğer öğrenci öğretmenliğe özenmiyor ya da sağlık kolunu da istemiyorsa, bu sefer de öğretmenlerin öneri ve özendirmesiyle tarım ve teknik alanlarındaki başarısına göre ‘’teknisyen’’ olarak davaya hizmet ediyorlardı. Yani hiçbir öğrenci sistemin dışına atılmıyor, bir şekilde değerlendiriliyordu. Zaten olması gerekende buydu öyle değil mi? 
                                                                                                                                                                                                                                           
Tonguç bu çok programlı enstitüleri, bir de Yüksek Köy Enstitüsü ile taçlandırarak, Türkiye’de ki meslekli ve teknik eğitimli köy ve köylülük kavramının çatısını da tamamlamıştır. Böyle diyorum çünkü, Yüksek Köy Enstitüsü birimi ile köy enstitüleri, kendi yöneticilerini kendi içinden yetiştirecek, teftiş elemanlarını yetiştirecek, araştırmacılarını ve enstitü öğretmenlerini yetiştirecekti. Tabi bunlar Enstitüyü bitirenler ve köyde çalışan Enstitü çıkışlı öğretmenler arasından seçilip, bakanlık sınavıyla alınacaktı…
 
Ayrıca bu yüksek çatı altında uygulanan başka bir program da, uygulama okuluydu. Her Enstitü bünyesinde kurulan bu uygulama okulları, hem köy okullarının bir canlı örneği olarak, öğretmenlerin staj yapmaları için bir yer hem de enstitü çalışanlarının ve de çevre köylerin çocuklarının eğitim görmeleri için bir can simidiydi…
 
Daha da ilginç olanı şuydu ‘’Yuva ve çocuk bahçesi’’. Hadi oradan dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü ben ilk duyduğumda böyle dedim. O yıllarda köylerde okul yok, şehirlerde bile okumak zengin işi iken, sen tut Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde çocuk yuvası ve çocuk bahçesi yap, olacak iş değil. Ama yapıldı işte, buraya enstitüde çalışanların çocukları ile Hasanoğlan köyünün okul öncesi çocukları geliyordu. Mesela; Çocuk bahçesi aynı zamanda, Hasanoğlan yüksek ve orta bölüm öğretmen adaylarının, sağlık kolu öğrencilerinin psikoloji derslerinin de uygulama ve gözlem alanı sayılıyordu…
 
Projenin daha sonraki ayağında, Yüksek bölümde, çocuk ve bebek bakımı için bir hastane bile yer alıyordu. Ve enstitüler yetiştirdiği öğretmenin peşini bırakmıyor programını da izliyordu.  Görüleceği üzere Köy Enstitüleri, okul öncesinden başlayıp ilkokulu da içine alan 8 yıllık temel eğitimi sağlayacak, meslek kazandıracak, çeşitli programları da içeren ve yüksek öğrenime kadar giden bir ulusal eğitim politikasının uygulaması olmaya başlamışlardı. Hasanoğlan Enstitüsünün içinde bir Yüksek Köy Enstitüsü kurarken, Tonguç’un köy eğitimine dair kafasındaki en önemli düşünce şuydu bence;
 
Köylere eğitim adına bugüne kadar ulaşılamamasının veya bu girişimin önünün kesilmesinin en büyük müsebbibi, feodalite ve onun siyasi işbirlikçileriydi. Yani bu iş sadece CHP ile İnönü ile hatta Atatürk ile de bitmiyordu ki; Atatürk ne yapsındı ki, kafalarında balyozla bekleyip, bu köy eğitimini halledin mi deseydi? Olmazdı ki, hem zamanı yetmezdi, hem de başbakana ve bakanlara ayıp olurdu. Demokratik Parlamenter sistemin Cumhurbaşkanına yakışmazdı bu durum, o da bunu bildiğinden olsa gerek, uygun zamanı ve uygun insanların, uygun projeyle beraber bir araya gelmelerini bekledi. Ve geldiler de işte bir araya ama Tonguç, bu saatten sonra böylesine temelden kurulmuş kaliteli bir eğitim sistemini hiç riske atamazdı. Siyasilere oy malzemesi yapamazdı. Ve de en önemlisi feodalitenin kursağından hiç geçiremezdi. Hele de Köylünün ve köy çocuklarının onca umut ve azim imecesi yüklü emeklerini göre göre?
 
İsmail H. Tonguç 3803 sayılı köy enstitüleri yasası, 3238 sayılı köy eğitmenleri yasası ve 4274 sayılı köy eğitimini örgütleme yasası ile birlikte devletin desteğini de arkasına almışken hız kesemezdi. Kurulan bu Yüksek Köy Enstitüsünün ilk öğrencileri 1942-43 öğretim yılında çifteler ve kızılçullu köy enstitüsü çıkışlılardı. Hepsi de yüksek öğrenim için Hasanoğlana çağrılmıştı. Yeni akademisyen ve öğretim elemanlarının ivedilikle yetişmesi için hepsinin orada kalmasını hesaplamıştı Tonguç. Hasanoğlan da yer sıkıntısı olduğundan kurslara Ankara Üniversitesinin fakülte ve yüksek okullarında devam edildi. Önceleri (Dil Tarih Coğrafya fakültesi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Yüksek Ziraat Enstitüsü vb.) Bakan Hasan A.Yücel de konuyu yakından izlemiş ve profesörlerden aldığı olumlu görüşler üzerine, kurslara katılanların hepsinin de bu yeni açılan Yüksek Köy Enstitüsüne alınmasına karar verilmiştir. Sonraki yıl çifteler kızılçullu ve kepirtepe çıkışlılarında çoğu alınarak öğrenci sayısı artırılmıştır. Ama derslerin çoğu Ankara’da görülmeye devam ediyordu. Tonguç, klasik üniversitelerin programları ve amaçları farklı olduğu için kendi öğrencilerinin o sistemin içine fazla dalmalarını istemiyordu. Bu yüzden de öğrenciler sabah treni ile gidip akşam treni ile dönüyorlardı kendi yuvalarına…
 
Ve hem Tonguç’un bu farklı yer ve sistemin içine öğrencilerini sokmama isteği hem de bakan Yücel’in onun fikir ve isteklerine saygı duymasından kaynaklanan hızla ve de tüm öğrencilerin hiç ara vermeden imece yapmasıyla bu yüksek birimin yapısı 1944 yılında bitirilmiş ve içine yerleşilip eğitime başlanmıştı. Tonguç ve Yücel çok sevinçliydiler. Diktikleri fidanlar meyveye durmuştu çünkü…
 
Bu Yüksek Köy Enstitüsü girişimi ile amaçlanan en önemli düşünce, bunların ülke çapında bir ‘’Köy Araştırma Geliştirme Merkezi’’ olacağıdır. Hem profesör ve öğretmenler kendi derslerinin araştırma yöntemi ve tekniklerini öğrencilerine öğretecekler. Hem de öğrenciler sonradan enstitü ve köylere dağıldıklarında sisteme faydalı araştırmalar yapabileceklerdir.
 
Mesela bu araştırma ve inceleme konularından birkaç örnek vermek gerekirse;
 
1-Köy çocuklarını sinemadan yararlandırma üzerine araştırmalar
2-Köy çocuklarının dilleriyle yazı dili arasındaki farklar üzerine araştırmalar
3-Eğitmen, öğretmen, sağlık memuru gibi köyün içinde çalışan elemanı işlerinin başındayken sürekli olarak yetiştirme önlemleri üstüne araştırmalar
4-Köy çocuklarının güzel sanatlar yönünden eğitilmelerini sağlayıcı çözümler için araştırmalar (köye güzel yazı, edebiyat eseri, resim, heykel, müzik ve ulusal oyunları sokmanın ve yaymanın yolları).
5-Köy çocuklarına meslek seçimi yönünden rehberlik etme sorunu ve bunun yöntemleri üstüne araştırmalar
6-Köyde okul dışı eğitimin metotlarını araştırma ve tanıtma
7-Köy çocuklarının oyunları, oyun yerleri ve spor alanları üstüne araştırmalar vb. gibi aşağı yukarı 20 maddelik araştırma konu başlığı var…
 
devam edecek 


Paylaş | | Yorum Yaz
80 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

KOŞAN EĞİTİMDEN EMEKLEYEN EĞİTİME-1 - 17/07/2017
GENÇLİK AŞISI - 15/07/2017

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın