• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/annebabaokulu
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905327001004
  • https://www.instagram.com/matematikkafe
TRANSLATE
ÜYELİK GİRİŞİ
MATEMATİK DÜNYASI
EĞLENCELİ MATEMATİK
OKUL BAŞARISI
SİTE HARİTASI
ZİYARET BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam25
Toplam Ziyaret1250612

matematikte ezberin kökünü kazımalıyız

07/06/2021

matematikte ezberi yok etmeliyiz


“Matematiği sadece çok zeki olanlar sevebilir” düşüncesi yanlış bir önyargıdan başka bir şey değildir. Etkin eğitim teknikleri ve doğru yaklaşım şekilleri kullanıldığında matematiği sevmesi mümkün olmayan çocuk kalmayacaktır. Ancak bunun önündeki en büyük ve güçlü engel ezberdir.

Ezber hiçbir yetişkin tarafından bile sevilmeyen, zor ve caydırıcı bir faaliyetken, bu yolla çocuklara matematiği sevdirmeye çalışmak, sanırım ancak “Abesle iştigal etmek” şeklinde tanımlanabilir.

Özellikle bu günün çocuklarının düşünmekten, sorgulamaktan ve haklarını savunmaktan çekinmeyen, bizim neslimize göre özgüveni çok daha yüksek bireyler olarak yetiştiğini, bizim de hedefimizin zaten bu olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, EZBER kavramının ara sıra başvurulacak bir yöntem olarak kalmasına bile müsaade etmemeli, EZBER’İ EĞİTİM’DEN tüm kökleriyle birlikte tamamen söküp atmalıyız.

Benim tek amacım, toplamda 50 yıla yaklaşan öğrencilik ve öğretmenlik tecrübelerim ışığında çocuklarımıza ve gençlerimize dünya çapında başarılara imza atmalarını mümkün kılacak rehberliği sağlayabilmektir. Bizim çocuklarımızın bunu başarabileceklerine tüm kalbimle inanıyorum. Onları çok seviyorum ve biz yetişkinlerin rasyonel olmayan hırs ve baskıları altında oyun bile oynamaya vakit bulamadan çocukluklarını yitirmelerini, önlerine yanlış ve kendi seçimleri olmayan hayatların sunulmasını önlemek, onlara öğrenmenin keyifli bir iş olduğunu, bir kez bunun zevkini tattıklarında bir daha hiç bırakmak istemeyeceklerini göstermek istiyorum.

Çalışmalarımı ve hazırlıklarımı buna göre yapıyorum. Türk milleti olarak yapmamız gerekenin beynimizi körelten ezber işini bırakıp zekâmızla mantığımızın işbirliğini yapmasına izin vermek olduğuna inanıyorum. Böyle yaptığımızda açılmaz zannettiğimiz kapıların mucizevi bir şekilde açıldığını; aşılmaz zannedilen dağların kolayca aşıldığını ömrümüz varsa birlikte göreceğiz.

Daha önce 2008 yazında çarpmada ve bölmede parmakları kullanmaya karşı olmadığımızı hatta desteklediğimizi açıklamıştım. Ülkemizde ‘’Çarpım Tablosu’’ ezberi, yıllardır karşımıza önemli bir sorun olarak çıkmaktadır. Biz ise bu sorunu kökten çözmeye talibiz. Çünkü biz çarpım tablosunu ezberletmek yerine öğretmeyi amaçlıyoruz. Bu konudaki tecrübelerimize dayanarak diyebiliriz ki öne sürülmesi muhtemel mazeretleri ortadan kaldırmamız halinde, bu işi kolaylıkla başarabiliriz.

Çevrenizdeki yetişkinlere çarpma işlemini ne şekilde öğrendiğini soracak olsanız büyük çoğunluğu, öğrencilik yıllarında çarpım tablosunu çok zor ezberlediğini, hatta halâ tam olarak ezberleyememiş olduğunu söyleyecektir. Çünkü ezber hakikaten çok zor bir iştir. Toplumuzda bu işi başaranlar hem azdır hem de bunun için çok ağır bedeller ödemişlerdir. Ben ise, yıllardan beri tabu haline gelmiş olan bu ezber işinin, matematik de dahil olmak üzere tüm eğitim müfredatından çıkartılması gerektiğini savunmaktayım. Bu mantalitenin kabul görmesi halinde ülkemizde yetişen insanların hayatlarının her alanında daha az maliyet ile daha çok üretim yapacağına inanıyorum. Bunun için de, işe ezberin yıllardan beri kaçınılmaz bir yük olarak karşımıza çıktığı en bariz ve basit örnek olan çarpım tablosundan başlanması gerektiğini düşünmekteyim.

Çarpım tablosunun ezberlenmesi gerektiğini savunan eğitimcileri, işçilerine ''Al sana kazma, akşama kadar durmadan kaz. Sakın nefes filan alayım deme çünkü çok işimiz var.’’ diyen patrona benzetiyorum. Amaç toprağı kazmak ise ben o işçiyi kepçeye bindirip ‘’Evladım, bu kepçeyle toprağı şuraya kadar kaz’’derim. Acaba kimin işçisi daha şanslıdır ve hangi işçinin yaptığı iş daha memnuniyet vericidir?

Ezberlemek ve ezberletmek hakikaten çok zor bir iştir. Çok iyi hatırlıyorum 1964 yılında 4.sınıfa gidiyordum. Sınıfımızda çarpım tablosu ezberleme yarışmaları yapılıyordu. Maalesef o zaman eğitimin gereği oydu.1964’ten bu yana Türkiye’de çok şey değişti ama nedense çarpım tablosunda ezberden öğretime tam olarak geçemedik.

Normal hayatta da seçtiğimiz araçlar günün şartlarına göre değişim ve gelişim halindedir. İnsanlar gelişmiş araçlarla eskiye göre daha hızlı ve daha fazla üretim yapmaktadırlar. Bizler de eğitim ve öğretimde yenilikler yaparak bilgiyi daha hızlı ve daha çabuk öğrenmenin çabasında olmalıyız.

2000”li yıllarda öğrencilerle yaptığım uygulamalarda, çarpım tablosunun ezberin dışına çıkarak öğretilmesinin çok daha sağlıklı ve kolay olduğunu gördüm. 2000 yılında program 5”lere kadar çarpma öğretimini kapsadığı halde biz öğrencilerle 10”lara kadar çarpım tablosunu ezber yöntemine göre daha kısa sürede öğretilebileceğini ortaya koyduk. Üstelik 2000”li yıllarda yaptığım ”Çarpma Öğretimi “ uygulamalarım şimdiki kadar zengin değildi. Bunun yanında bölük sisteminin mantığından yola çıkarak 2.sınıf öğrencilerime 18 basamaklı sayıyı okumayı da öğretmiştim. Şu anda söz ve bestesini kendim yazıp müzik haline getirdiğim “ Sayı Treni” şarkısı ile bu daha kolay ve zevkli hale geldi.

Yıllardır öğrenciler arasında matematik ve çarpım tablosu (eski adıyla kerrat cetveli) bilmeyenler için bir eziyet, bilenler için arkadaşına birer çalım satma aracı olmuştur. Matematikte başarılı olmak çok zeki olmakla eş tutulur olduğundan, koca koca yetişkinler bile katıldıkları sohbetlerde zekalarını kanıtlamak için matematiklerinin pek güçlü olduğunu gösterme çabası içine girmişlerdir.

Öğretmenliğimin 5. veya 6. yılında bir kasabaya tayin olmuştum. Burada, Celal adında bir kasaba sakini bir gün yanıma yaklaşarak, yüzünde mağrur bir ifadeyle yeni gelen her öğretmeni bu testten geçirdiğini ifade ederek ”Hocam, sana 3 matematik sorum var. Bu üç soruyu bilirsen iyi bir öğretmen olduğuna inanırım.’’ dedi ve ‘’ Müdüre sordum, bilemedi.” diye eklemeyi de ihmal etmedi.

Bir kaç defa “Celal, git başımdan:” desem de peşimi bırakmadı, her gördüğü yerde ve toplum içinde geleneksel testini benim üzerimde gerçekleştirmek hususunda ısrarcı oldu. En sonunda pes ettim ve içimden “Celal, sen şimdi bir dersi hak ettin.” diye geçirdim. Celal’e ‘’Celal, bir şartla teklifini kabul ediyorum. Biliyorum senin 3 sorun da tahmin ettiğim kadarıyla zor zorular. Ama ben bu üç soruyu bilirsem bu sefer ben de sana basit bir soru soracağım. Bu teklifimi kabul edersen sorularına geçebilirsin.” dedim.

Teklifimi kabul ederek çözümlerini çok iyi bildiği 3 soruyu sordu. Ben 3 soruyu da çözdüm. Celal “Tamam hocam, matematiğin kuvvetliymiş.” diyerek yelkenleri suya indirdi. ”Celal, sorularını bildiğime göre sıra benim soracağım basit soruya geldi.” dedim. ”Tamam, hocam sorunu sor.” dedi. Ben de “evimizin ön cephesi 10 metredir. Ön cepheye birer metre arayla kaç ağaç dikebiliriz?” diye sordum. Celal, hemen kendinden çok emin bir şekilde “10” cevabını yapıştırdı. ” Hayır” dedim. Sonra “9” dedi. Tekrar ”Hayır Celal” dedim. Celal’ın yüzündeki güven dolu ifade şaşkınlık ve mahcubiyete dönüşmüştü. Ona “Hayır, çünkü her metreye birer ağaç dikeriz. Ama bir tane de başlangıç noktası olan ( 0 ) sıfır noktasına dikeriz. Bu durumda 10 değil 11 ağaç dikmiş oluruz. Yani kaç metre ise bir fazlası; 10 metreye 11, 20 metreye 21, 50 metreye 51, 100 metreye 101 ağaç dikeriz” diye izah ettim.

Celal’in zekasını ispatlamak ve beni zor duruma düşürmek için hazırladığı tuzak tersine dönmüş, kasabalıların nezdinde benim değil onun karizması çizilmişti. Bizim Celal, yelkenleri suya indirerek yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı. O günden itibaren Celal’in testinden geçmeyi başarmıştım. Artık Celal’in gözünde de hakiki bir öğretmen olmuştum….

 
155 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın