
"Matematik, bildiğiniz gibi değil" başlıklı makaleden alıntılar
...Matematik hiç de onların anlattığı gibi değil. Düşünsenize, 1’i de, 500’ü de 4986’yı da ‘sıfır’la çarptığınız zaman ‘sıfır’ çıkıyor. Keza, aynı rakamları ‘sıfır’a böldüğünüz zaman ‘sonsuz’ çıkıyor.
Sadece bu bile heyecan verici bir şey. 1’i sıfırla çarpınca daha küçük bir sıfır, 4986’yı sıfırla çarpınca daha büyük bir sıfır çıkması lazım diyen bir filozof geçmiş midir bu dünyadan?
Ben biraz geç fark ettim, kıymetini geç anladım matematiğin. Gerçi, havuz problemleri dahil, bir noktaya kadar hiç zorlanmadım matematik derslerinde. Geometride de iyiydim. Lisede cebir dersi başlayınca biraz patinaj yaptım. Trigonometriye intibakta da zorlandım. Sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant diye bir şey icat oldu. Bu değerlerin nereden çıktığını anlatmadı öğretmenlerimiz...
Peki, matematiğin kıymetini anladıktan sonra oturup tahsil ettim mi? Yok. Etmedim. Ama seviyeli bir ilişki kurdum matematikle. Hatırını sayıyorum. Eksikliğinin toplumumuza maliyetini de görüyorum. Olur olmaz her düşüncenin memleketimizde piyasa bulmasında matematik kıtlığının çok katkısı var. Bence siyasetçilerimiz cemiyetin matematikle bir alışverişi olmamasından memnundur. Böylece taraftarlarını istedikleri her türlü saçmalığa inandırabiliyorlar. Politikacıların abuk sabuk cümleler kullanmasında da, insanların bu cümlelere inanmasında da matematik eksikliğinin etkisi var.
İbrahim Eryiğit’in ‘Şiirin Matematikselliği’ kitabı elime ulaştığında, biraz da matematik hakkındaki ‘hüsnüzan’nım sebebiyle, sevindim. (S.R. Yayınları) Hemen söyleyeyim. Kitabı okurken düşündüğüm şey: Bu kitabın yazarı, Ankara yıllarımdan arkadaşım İbrahim Eryiğit, ‘Matematiğin Şiirselliği’ adlı bir kitabı daha iyi yazardı.
Rahmetli Oktay Sinanoğlu bir sohbetimizde Türkçenin matematiğe en uygun dil olduğunu söylemişti. Hatta “Türkçe, matematiğin aynısı” cümlesini kullanmıştı. Bu da zihnimde yer etmiştir. Yani, dili düzgün kullanmayı beceren bir insanın kendisi farkında olmasa bile matematikten nasipdar olduğunu düşünürüm.
...
...İbrahim’in bazı bölüm başlarında tırnak içinde verdiği alıntılardan bir kaçını matematik hakkında daha çok fikir versin diye aktarmak istiyorum.
Hatta vücut kitle endeksi ölçer gibi kendinizi ve başkalarını ölçebilirsiniz. “İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini. Payda büyüdükçe kesirin değeri küçülür.” (Tolstoy)
Bir bölü bir, bir bölü ondan daha büyüktür yani. Matematikte de, hayatta da. İbrahim Eryiğit’in kitabına inşallah haftaya devam ederiz.
Yusuf Ziya Cömert
Tüm makaleye ulaşmak için: karar.com/yazarlar/yusuf-ziya-comert/matematik-bildiginiz-gibi-degil-1587890
Yukarıdaki yazının devamı olan "Matematik gibi şiir, şiir gibi matematik" makalesinden alıntılar
Bir görüşe göre matematikle mantık aynı şeydir. Bu ifadede tenzilat yapalım: Mantık, matematikle aynı şey değilse bile, matematiğin yanı sıra yürüyen bir şeydir. Mantığı bıraktığınız noktada matematik de sukut eder.
Ne demek mantık? ‘Nutuk’ kelimesiyle aynı kökten. Söylemek. Söylerken mantık silsilesi bozulursa konuşma da sukut eder. Tamam, bizim utanmaz, arlanmaz gevezelerimiz konuşma sukut ettikten sonra da konuşur. Ama işte öyle konuşur. Kelimeleri birbiri ardına dizerken, içinde teşekkül eden ‘anlam’ı kelimelere ve seslere dönüştürürsün. Bunu bir ‘mimari’ye göre yaparsın.
Konuşma, Allah vergisidir. Konuşmayı nasıl başardığını izah edemeyebilirsin. İzah etmesen bile, yaptığın şey mantıkla, matematikle ilgilidir. Bu, konuşma veya yazma için doğruysa, şiir için daha çok doğrudur. Çünkü şiir, konuşmanın bir üst mertebesidir.
Bir şiiri okurken tökezlediğiniz olur mu?
Benim olur. Başka kelime bulamamış mı diye sorarım bazen. Ya da orada bir boşluk kaldığını ve o boşluğun anlam ifade etmediğini düşünürüm. Matematikteki ‘sıfır’ gibi anlamlı bir boşluk değildir o. Kopuk bir zincir halkası ya da kelimeleri kaybolmuş bir ibare gibidir. Uğraşsan, zincirin diğer halkaları sağlamsa tamamlayabilirsin ibareyi.
Acemi şairlerin şiir diye yazdığı metinlerde rastlarız o boşluklara o mimari bozukluklara. Bu, şiirle matematik arasındaki ilişkinin bir tarafı. Diğer tarafta da ilham var. Matematikteki buluşların bir çoğu matematikçinin içine doğan bir hissin verdiği aydınlanmayla ortaya çıkar.
İbrahim Eryiğit, daha çok bu tarafına bakmış matematik-şiir ilişkisinin. Matematiğin de, şiirin de gönül işi olduğunu, ikisinin de ilhamla vücut bulduğunu söylüyor. Biraz da Pascal’dan yardım alıyor:
“Matematiğin çözemediğini sezgi çözer. Akıldan gelen bilgilerin ötesinde duygudan gelen bilgiler vardır ki önemli olan asıl bu bilgilerdir.”
Alman matematikçi Karl Weierstrass’ın da bir sözünü naklediyor: “Bir nevi şair olmayan bir matematikçi hiçbir zaman mükemmel bir matematikçi olamaz.” Weierstrass’ın aksi bir babası varmış. Onu hukuk okumağa zorlamış. Ancak o hukuku bitirememiş. Daha sonra matematikçi olmuş. Belki de içindeki şairdi onu matematikçi yapan.
...
Kitapta çok hoşlandığım, rakamlarla yazılmış şiirler vardı. Bunlar da muhtemelen matematiğin şiire öykünmesidir. İnsanın ‘şiir gibi matematik’ diyesi geliyor.
1x9+2=11
12x9+3=111
123x9+4=1111
1234x9+5=11111
12345x9+6=111111
Bu böyle devam ediyor. +’nın önündeki sayı 10 olduğunda 10 tane ‘1’ yan yana diziliyor.
Bir tane daha: 12345679 ile 9’un katlarını çarpıyorsunuz. (İçlerinde 8 ve 0 yok.)
12345679x9=111 111 111
12345679x18=222 222 222
12345679x27=333 333 333
Bu da 999 999 999’a kadar devam ediyor. Benden bu kadar. Daha çok örnek görmek isteyen ‘Şiirin Matematikselliği’ne müracaat etsin.
Yusuf Ziya Cömert
Bu makalenin tamamı için link: karar.com/yazarlar/yusuf-ziya-comert/matematik-gibi-siir-siir-gibi-matematik-1587954