• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/annebabaokulu
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905327001004
  • https://www.instagram.com/matematikkafe
TRANSLATE
ÜYELİK GİRİŞİ
MATEMATİK DÜNYASI
EĞLENCELİ MATEMATİK
OKUL BAŞARISI
SİTE HARİTASI
ZİYARET BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi16
Bugün Toplam864
Toplam Ziyaret1342636

BOZKIR-MASALI

BOZKIR MASALI

BOZKIR MASALI
Yazan: Ergür ALTAN



Yüce dağlara komşu bir bozkır uzanırmış yad ellerden birinde. Kupkuru otlardan, insan boyu çalılardan, sipsivri dikenlerden ibaretmiş bu bozkır.

Toprağı yaren, ekini can belleyen bir göçebe aile bir seher vakti gelip bozkırın orta yerine çadırlarını kuruvermiş.

Aile reisi, birbirlerine eş olan, yar olan adam ve kadınmış; biri diğerine baskın çıkmaz, birlikte düşünüp birlikte karar verirlermiş.

Bir çocukları varmış ağaçlar, nehirler, börtü böcekler kadar tabiata ait olan. Su gibi azizmiş, kurdun kuşun dillerini bilen bir mübarek can.

Adam seyreylemiş bozkırı da demiş eşine;

“İşte bize bir harman yeri daha.”

Kederlenmiş kadın.

“Bu çorak toprağa bereket getirmek için geldik. Bizi tabiatla baş başa bıraksalar bari.”

Çocuk bir tutam çalı çırpıyı okşamış usulca.

“Artık incinmek istemiyorum. Tabiat anayla bir emek vereceğiz buraya da.”

Gün ağarırken bir kuru ekmeği üçe bölüp yemişler üç patates, üç soğan, üç zeytinle bir. Susuzluklarını giderip de girişivermişler işe el birliğiyle, güçleri yettiğince.

Günler geceler boyu otları, çalıları, taşları ayıklamışlar bir bir. Toprağı çapalamışlar güneşin yoldaşlığında haftalar boyu. Arpa, buğday ekmişler, harman yerini sürmüşler aylar boyu.

Nice emek vermişler, nice cefa çekmişler de “ah” dememişler bir kez olsun. O kadar yorulmuşlar, bitkin düşmüşler de sevgileri, merhametleri engin olmuş birbirlerine her daim.

O çorak bozkırda ekinler boy verir olmuş artık; bir yeşerivermiş ki çayır çimen, bir şenlenivermiş ki toprak, gözü olanın gözüne yaşlar dolarmış sevinçten.

“Yorulduk ama can verdik bozkıra “ demiş adam.

Onaylamış eşini kadın;

“Değdi emeklerimize, geldiğimizde haraptı buralar; şimdi nasıl da dipdiri, nasıl da güpgüzel oldu”.

Çocuk tedirginmiş.

“Korkuyorum” deyivermiş, “çok korkuyorum ben.”

Bağırlarına basıvermiş çocuklarını adam ve kadın.

“Bu kez izin vermeyeceğiz emeklerimizin ziyan olmasına” demişler.

Bir atlı gözükmüş uzaklardan. Tozu dumana katarak, rüzgarla bir yarışarak kendilerine doğru geliveren nice atlılar gözükmüş bir anda.

Çocuk, anne ve babasına sokuluvermiş iyice. Küt küt atıvermiş kalbi.

Bir anda çevrelerini yüzlerce atlı sarıvermiş bu emekçi ailenin.

İçlerinde en heybetli görüneni demiş ki;

“Bu topraklar benimdir. Gözünüzün görebildiği her yer benimdir. Siz hangi hakla toprağıma girip de sizin malınızmış gibi işlersiniz?”

Adam gayet doğal bir ses tonuyla;

“Toprak ekenin, ekin biçenindir.”

“Destur! Özür dileyeceğiniz yerde bir de karşı durursunuz bana hala. Buralar benden sorulur, alın bu da bu yerlerin bana ait olduğunu gösterir tapu. Ben ağayım, bunlar da marabalarım”.

“Ağasınız ama bir küçük ot bile yolmamışsınız” demiş kadın;

“Ne yaptıysak kendi emeğimizle yaptık, kendi bilgimizle, kendi sabrımızla ekinler ekip yeşerttik”.

Kahkahalar atmış ağa.

“Eliniz dert görmesin o halde. Şimdi size uğurlar olsun. Kalmak isterseniz de benim marabam olursunuz, bir düşünüp taşının.”

“Biz kimsenin uşağı olmayız” demiş adam, “emeğimizle yaşar, emeğimizi bölüşürüz”.

Bu sefer marabalar hiddetlenmiş.

“Ağam, şunlara bak hele, nasıl da başkaldırıyorlar” diye bağırmışlar.

İlk kez çocuğun sesi duyulmuş.

“Sizler çok tembelsiniz, çalışsanız bile ağanızı zengin etmeye yarar çalışmanız”.

Çocuğun üstüne yürümeye kalkmış birkaç maraba da ağa engel olmuş.

“Günah onun değil, onu böyle görgüsüzce yetiştiren anne babanın!”

Kadın kararlılıkla atılmış öne.

“Çocuğumuz da bizim gibi emekçi, onunla gurur duyuyoruz “.

“Madem buralar sizin, niye bunca zaman gelmediniz?” diye sormuş adam.

Ağa sinsi sinsi gülmüş.

“Sizi seyrettik uzaktan gün be gün, bakalım nelere cüret edebilecekler diye gözlemledik”.

Adamın yüzünde bir gülümseme belirivermiş;

“Tam da ekinlerimiz boy verirken çıkıp geldiniz, geleceğiniz zamanı çok iyi biliyorsunuz doğrusu.”

Ağa da, marabalar da çok gülmüşler bu söze.

“Bana ait olan bir yeri size mi bırakaydım yani” demiş ağa.

Adam sakinliğini koruyormuş;

“Sen de, yanındakiler de bize katılıp buraları birlikte ekebilir, harmanı birlikte sürebilirdik”

Ağa hiddetlenmiş yine.

“Ben ki koskoca ağayım, nasıl dersin böyle bir şeyi bana?”

“Adamlarına acıyorum” demiş kadın;

“Senin kölen olmuşlar, bir de mutlular bunun için.”

Bu sefer kadının üstüne yürümeye kalkmış marabalar, ağa yine kesmiş önlerini.

“Aileye bakın hele, hepsi de asiymiş bunların”.

“Allah ağamızı başımızdan eksik etmesin” diye ağlamış marabalar.

“Bizler vefayı biliriz. Ağamız olmasa hepimiz aç kalırdık, sefil olurduk” demişler.

Üzülmüş çocuk.

“Kaç kişiler oysa, bir araya gelip de güçlerini birleştiremiyorlar bir zavallı adama karşı” diye geçirmiş içinden.

“Biz diyoruz ki, buralar hepimizin olsun. Birlikte ekelim, birlikte biçelim, zenginliğimiz de, yoksulluğumuz da bir olsun” demiş adam.

“Böyle yaparsak ne zenginlik olur ne de yoksulluk. Hepimiz eşit oluruz “demiş kadın.

Alay edercesine marabalarına bakıvermiş ağa.

“Ey marabalarım, siz benim sizler gibi maraba olmama razı mısınız?”

“Haşa ağam! Sizin sayenizde geçinip gidiyoruz biz, Allah sizden razı olsun!”

“Allah kimini zengin, kimini yoksul yaratır. Ben bunca insana iş vermişim, kaç hane bana hayır dua eder farkında mısınız?”

“Kendi başına bir hiç olduğun için zenginliğine güvenerek boğaz tokluğuna bunca insanı çalıştırıp keyfini sen sürüyorsun” demiş adam.

“Sizler sandığımdan da asi, kadir kıymet bilmez insanlarmışsınız” demiş ağa, dönmüş marabalarına;

“Siz ne dersiniz bu olan bitene, deyiverin bana.”

“Yoksulsak Allah`tan, evde çorbamız kaynıyorsa sendendir ağam. Bunlar gibi asilik yapmazsak, bozguncu olmazsak cennete gideceğiz inşallah. Bu dünya bir sınav yeri.”

Aileden yana konuşmuş ağa.

“İbret alın bu sözlerden de bırakın fitne fesatlığı.”

“Birlikte emek vermek, birlikte ekmek, birlikte biçmek, bir olmak fitne fesatlık mı oluyor?” demiş kadın.

“Allah`ın düzenine karşı geliyorsunuz” diye bağırmış marabalar.

Biri çıkıp demiş ki.

“Bu asiler sana karşı ağam, bize de karşı bunlar. Senin paranda gözleri var haberin olsun.”

Ağa yerinde duramaz olmuş artık;

“Haydi çekin gidin buralardan!“

“Gitmeyeceğiz “demiş adam.

“Siz kötüsünüz” deyivermiş çocuk;

“Siz de, adamlarınız da kötüsünüz ama bunu farkında bile değilsiniz.”

Ağa acırcasına bakmış çocuğa.

“Canınızı bağışladığıma şükredin”

Akabinde;

“Ekinlerimden dilediğiniz kadar da alabilirsiniz, helal ediyorum”.

“Ekinin değil, bizim, emek verenin ekinleri bunlar” demiş adam.

Ağa bıkkınlığını saklamamış.

“Benden günah gitti o zaman. Sizi marabalarıma bırakıyorum. Onlar bilir ne yapacaklarını!”

Kadın kederli söylenmiş;

“Ah ezilenler, ah sizler ne zaman cayacaksınız ezenle bir olmaktan”

Marabalar hiçbir şey dememişler ama kinlenmişler ziyadesiyle.

Çocuk korkmuş, tutuvermiş annesinin babasının elinden sımsıkı.

Yer yarılmış o anda, öyle bir yarılmış ki, yerin yedi kat dibine düşüvermiş ağa da, marabalar da. Sesleri duyulmaz, halleri görülmez olmuş.

Ekinler yükselivermiş göğe, ekin dolmuş gökyüzü. Bulutlar yağmura dönmüş de ıslamış ekinleri bir güzel, taneleri daha da büyümüş ekinlerin.

Yer kapanmış, eski haline dönmüş yeniden; ekinler daha bereketli inmişler ekildikleri yere.

Tabiat ananın sesi duyulmuş; incecik, şefkatli bir ses, anne sesi;

“Bana iyi bakanın, üstüme titreyenin yanındayım her daim. Ama gelin görün ki nice hoyratlıklar var, nice kibirler, nice sinsilikler. Gücüm yetmiyor artık, dayanamıyorum. Ama sizin emeğinizin yüceliğini biliyorum. Hep sırdaş oldunuz benimle, ormanlarımla, hayvanlarımla haldaş oldunuz. Nice çorak bırakılan toprağım can buldu sayenizde; her gittiğiniz yerde horlandınız, dışlandınız ama bu sefer de böyle olmasına gönlüm razı gelmedi. İyi ki varsınız canlar!” diye seslenmiş bu şipşirin aileye.

“Biz elimizden, yüreğimizden geleni yapıyoruz” demiş adam;

“Asıl sen iyi ki varsın tabiat ana, senden aldığımızı bir nebze de olsa seninle bölüşüyoruz, hepsi bu.”

“Emeğimizi bir sen anlıyorsun” demiş kadın;

“Senden uzaklaştıkça bir de övünüyor bununla nice insan. Seni duyumsayabilmek gibi bir nimetimiz var bizim”.

“İncinmemize izin vermedin. Emeğimize ortak oldun, seni çok seviyoruz tabiat ana” demiş çocuk.

Yeryüzünün nice cennetlerine kıyılırken, nice ormanları yakılır, nice suları kurutulurken o bozkır her daim yemyeşil kalmış.

Nice topraklarda nice ekinler beylerin, ağaların olurken o bozkırdaki tüm ekinler adilce bölüşülmüş.

O şipşirin, o güzelim emekçi aileye ne oldu diye merak ediyorsanız, onu da söyleyeyim dostlar.

Adam bir zaman sonra rüzgar olmuş, ekinleri havalandırmış, kadın güneşe karışıp toprağı ısıtıvermiş, çocuk da suya dönüşerek cümle tohumların özüne yürümüş.

Bunlar nasıl mı olmuş, onu da tabiata anaya sorun dostlar; kerameti türlü çeşitli olan o`dur, biz değil….


Yorumlar - Yorum Yaz