• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/istanbulmatematikkafe/
  • https://twitter.com/MatematikKafe
Translate
Üyelik Girişi

OKU! VE GELECEĞİNİ TEFSİR ET!

İKRA; OKU! VE GELECEĞİNİ TEFSİR ET!

matematik kitap agac kafe

İkra kelimesi; tüm Arap, Sami ve İbrani kökenli dillerde ortak kullanılan ve yakın anlamlar içeren Arapça ka-ra-e kökünden geliyormuş. Nedir bu kelime ve fiil kökü bir bakalım;

Karae kökünün bilinen ve benim yaptığım araştırmalarda üç tane anlamı olduğunu gördüm; 1-doğurmak, gizli olanı açığa çıkarmak, yüklendiğini vermek (deve veya ineğin doğurması) 2-toplamak, biriktirmek, bir araya getirmek, hatırlamak muhafaza etmek 3-okumak, çağırmak…

Bu kelimenin köküne ve ne anlama geldiğine baktıktan sonra Allah’ın ilk emir olarak insanları bu eylemi yapmaya niye sevkettiğini daha iyi anlayabiliriz sanırım. Hem ‘’ikra’’ nın ilk ilahi emir olması hem de Alak suresi içinde geçmesi ki; bu sure insanın embriyo olarak ana rahmine tutunmasını ve gelişimini anlatır. Ayrıca bu surenin içinde kalem kelimesinin de geçmesi ve de tüm bunlardan 1400 yıl evvel bahsedilmesi bence olsa olsa akıl sahipleri için bir tefekkür sebebidir.

Bu ilahi emir bizlere gösteriyor ki; insanlığın ve dahi medeniyetlerin vazgeçilmez prensibi okumaktır. Çünkü dinin ve Allah’ın muhatabı akıl sahibi insanlardır. Dolayısıyla aklın gıdası bilgi, bilginin anahtarı ise okumaktır! Bu bakımdan ‘’İkra’’ emri hayatımız için en önemli unsur olmalıdır. Çünkü okuyan insan dünyaya neden geldiğinin farkına varır. Okumak insanın ufkunu genişletir. Tefekkür etmeyi kolaylaştırır ve mana alemine kolaylıkla geçiş yapabilmeyi sağlar. Bunun neticesinde de ebedi yurt olan ahiret hayatı için hazırlık ihtiyacını düşünür!

İşte bu yüzden yeryüzündeki gelmiş geçmiş eylemlerin içinde en farklı olanı, farkındalık yaratanı, korkulanı ve de en çok ses getireni ‘’okumak’’ eylemidir. Peki bu neden böyledir biliyor musunuz? Çünkü; bu fiil Arapça kökenli bir kelimedir ve zamanında Atatürk Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlayabilmemiz için ana dilimize tefsir ettirdikten sonra, bizde yani Türkçe olarak dimağlarımızda işi bilenler tarafından hep devrimci, aydınlanmacı, sorgulayan, araştıran, ilim ve bilime önem veren, yeniliklere açık olma, farkında olma, anlatma ve yazma, yazılı olandan da yazandan da korkmama, Tarihine geçmişine sahip çıkma, sevmek ve saygılı olmak, hoşgörülülük ve de eğitimli olma (güdülmek değil eğitilmek ve öğretilmeye açık olmak) vs vs gibi saymakla bitmeyecek fiili, edimi, insani özelliği akla getirir ve çağrıştırır da onun için bu aydınlanma karşıtı merdiven altı eğitim cellatları tarafından çok korkulur bu eylemden…

Tabi bu söz bazen çağrıştırmakla kalmaz direkt çağırır insanı yani muhatabını ait olduğu yere; bu yer neresi mi? Bazen okuyanın hayalinde kurduğu bir dünya olabilir bu bazen de hakkını aramak için meydanlarda kalabalıkların içindeki yerine, hatta bazen de daktilo veya kağıt kalemin başına oturup okuduğunu anlatmaya, yazıya dökmeye bazen de kendisinden daha güçlü yasal makine ve araçların önünde durmaya karşısına dikilmeye, hatta daha da ötesi o gücün tapınılan timsalini (bunlar taştan, ağaçtan hamur ve şekerden de yapılmış olabilirler) devirmeye yerle bir etmeye vs vs gibi daha büyük eylemleri yapmaya ve uygulamaya çağırır! Bunun en somut örneği; Oku! Emrini aldıktan sonra Peygamber efendimiz Hz. Muhammedin yaptıklarıdır…

Çünkü; tüm bu insana has edimleri ve fiilleri bizi yapmaya çağıran; yeryüzünde adaletli bir yaşam sürmemiz, adil paylaşımı sağlamamız, Ahlaklı davranmamız, sevgi ve saygıyı korumamız; bunu yaparken de bir yandan Arı’nın ayağındaki tozdan, Karınca’nın ağzındaki kırıntıya kadar ince eleyip sık dokumamız gerektiğini hatırlamamız hem de bunun insandaki karşılığı olan, yetim hakkı ve kul hakkına tecavüzü önlememiz için ‘’İkra’’ Oku! İlk emri ile Allah’tır. Ezeli ve ebedi yüce yaratıcıdır.

Peki aydınlanma ve okuyup sorgulama, ilim ve bilim yanlısı, Atatürkçü, ilerici, çağdaşlık çığırtkanı arkadaş sen bu emri bilmene rağmen ne yaptın ya da ne yapıyorsun? Kendine hiç soruyor musun? Bence timsah gözyaşı dökmekten başka çok da bir şey yapılmıyor. Çünkü yapılıyor olsaydı ülke özellikle din konusunda tamamıyla böyle başı boş kalmaz. Hurafi nutuk atıcılarla ahkam kesenlerle dolmazdı. Bilgisayar oyun salonları yerine, boş hayal kahvehaneleri yerine kitap okumayı teşvik edecek okuma salonları açılsaydı ya da içi doldurulamayan çok sayıda okul binası, dev kapalı çarşılar yerine uygun fiyatlı sinema ve tiyatro salonları, kütüphaneler açılsaydı nasıl olurdu biliyor musunuz? Hayal bile edemezsiniz. İşte o zaman bu hem ülke hem de dünya sahnesinde oynanan ve yazılıp yönetilen bu sahte din doktrinli tiyatrolar, tiyatrocular olmayacaktı! Dolayısıyla da gençler ve samimi dindarlar; Allah’ı inkar etmiyor gözüküp te, din maskeli Allah düşmanlığı yapan bu şirk erbablarını (şüreka), şirk cambazı beşer rableri çok iyi tanıyor olabileceklerdi…

Öncelikle tüm bu cehalet artıyor çığırtkanlığı yapan, okumuş ve çağdaşlık maskesi takmış olan iş adamları ve zenginler, sanatçılar? Sonrasında da öğretmenler sorumludur bu durumdan çünkü herkes üzerine düşeni birazcık cesaret göstererek yapsaydı, genç beyinlerin içi bu başı bozuk ve paslı borazanlardan çıkan ses ve sözde bilgi kirliliği ile dolmayacaktı! Vergi sıralamasında en üst sıralarda olmakla övünen zengin bir iş adamı ne mi yapabilir? Hemen söyleyeyim; Eğitim adına çok pahalı araba koleksiyonundan bir süreliğine feragat edebilir? Ya da karısına, sevgilisine hava atmak için milyonlar değerinde (ÖTV ve KDV’siz) hediye almaz da birkaç karanfil alıverir? Ne yani bizimkiler kadın da onların ki nasıl bir varlık? İş insanın vicdanında bitiyor aslında…

Ya sanatçılar; Onlarında çoğu fazlaca bir şey yapmıyor. Tv’ler de abuk subuk programlarda gelin kaynana kavgası, tencere tava dibin kara, kültür tanıtıyoruz diyerek gezelim, görelim acıkınca da yiyelim mantığı ile kakara kikiri kendilerini rezil edeceklerine, en önemlisi milleti bu aptal kutusu başında uyutma operasyonuna ortak olacaklarına, varsıllığımız yeter deyip birazda eğitici dizi, film yapımları, senaryolar için genç idealist yazar, yönetmen adaylarını destekleseler. Arayıp bulsalar keşfetseler o engin deneyimleriyle iyi olmaz mı? Olur bal gibi olur ama kolay para varken bunu yapacak cesaret ve de yürek ister yürek!

Evet öğretmen kardeşim, arkadaşım; senin de sistem böyle, müfredat şöyle ben ne yapabilirim ki ? Diye sorduğunu duyar gibiyim. Eğer hala düşünüp bulamadıysan sana da hemen söyleyeyim; Okulunun haricinde boş zamanlarında ne yapıyorsun? Mesela; Özel ders veriyorsan ki çoğunuz ekonomik sebeplerden dolayı veriyorsunuz. Çünkü bunu gözlemlerimden biliyorum. Cevap bunun içinde zaten, kaçınız parasız olarak ortak bir oluşumla ders verip kitap okumayı teşvik edecek okuma ve proje salonu gibi yerlere veya idealist edebiyat meraklılarına destek verip çabaladınız. Benim karşılaştığım birkaç öğretmen bu fikrimi söylediğimde hemen ders başına ne ücret alacağını sordu? Olmaz işte kardeşim öğretmenliğe soyunduysan eğer bir kere, o köy enstitüleri zamanındaki öğretmenlik, eğitmenlik ideolojisine sahip olacaksın! Eğitimde bir zamanlar ‘’TÖS’’ vardı? Milli Öğretmen Federasyonu’’ vardı? Şimdilerde türeyen ve öğretmenler arasında birleşmeyi önleme amaçlı sözüm ona içinde eğitim kelimesi geçen en az 4-5 tane ‘’SEN’’ kurumu var! Kurum diyorum çünkü bunları kuranlar içindeki eğitim kısmıyla değil de ‘’SEN’’ le ilgileniyorlar da onun için öyle diyorum kardeşim bana kızma. Çünkü bunu sen de benim kadar iyi biliyorsun. İşte içinizden bir İsmail Hakkı Tonguç, bir Mustafa Necati, bir Fakir Baykurt vb gibi idealist öğretmenler çıkaramazsanız hem bu trajedi oynanmaya devam eder hem de siz daha çok timsah gözyaşı dökersiniz? Daha söyleyeyim mi öğretmenim? Mesela; Birlik dergisi gibi, Öğretmenler Gazetesi gibi yayınlar nerede? Neden çıkmıyor? Yoksa İl İl, İlçe İlçe, Köy Köy dolaşmak mı gözünüzü yıldırıyor? Bu işe yani eğitim işine soyunan sensin kardeşim ben değilim. Ceremesine katlanacaksın...

Kaçınız okulunuzdaki kütüphaneyle ilgileniyorsunuz ya da tiyatro gibi etkinlikler için uğraşıyorsunuz? Eskiden küçük ödüllü kompozisyon ya da şiir yarışmaları filan yapılırdı. Ne o yoksa onlarda mı yasak? Kitap almak gibi bir ödüle alıştıracaksın öğrenciyi ya da kitap okuma cezası gibi bir cezayla tanıştıracaksın? Öyle ağız burun kırmakla öğretmenlik olmuyor! Sen ayıklayacaksın içindeki çürük elmaları ben değil. Esas küçük gibi görünen bu etkinlikler, teşvikler önemlidir. Gerekirse cebinden ayda fazla değil üç-beş lira bilemedin on lira vererek, kitap bile alıp koyabilirsin o kütüphaneye, her şeyi öğrenciden veya devletten beklemeyeceksin. Bunun gibi küçük şeyler için devleti meşgul edersen yarın daha büyük hak istekleri için kredin olmaz?
Kermes düzenleyip çaylı kekli veli tanışma toplantıları adı altında dilencilik yapmak ağırımıza gidiyor diyebileceksin kardeşim. Ya da kendin bir öğretmen olarak ayda kaç kitap okuyorsun? Benim tanıdığım ve zamanı da bana göre biraz daha fazla olan bir öğretmenin verdiğim kitabı ağır geldi ve fazla felsefi diyerek okumadığını ve o kitabın aylarca evinde süründüğünü biliyorum. Şimdi soruyorum sen misin öğretmen yoksa ben miyim? Okuma noktasında mazeret gösteremezsin öğretmenim! Bana ister darıl ister kız. Ben doğru bildiğimi söylerim kardeşim. Sen de varsa çıkıp benim bir veli olarak eksiklerimi söylersin. Ben en az ayda bir tane kitap okuyorum ve tavsiye ediyorum, bir şeyler karalıyorum yani üzerime düşeni kendimce yapıyorum. Hem sen senenin nerdeyse sekiz ayı haftada en az dört saat vakit geçirdiğin öğrencilerden kaçına hey sen! Yerine ismiyle hitap ediyorsun? Dört, beş ya da altısına ismiyle sesleniyorsundur. Neden? Çünkü onlar çalışkandır ve seni yormazlar. Öyle değil mi? Çünkü diğerlerine baktığında ayıbınla yüzleşirsin ve işine gelmez. Sen önce bu ayıbını düzelt ondan sonra beni okula çağırıp ilgisizlikle suçlayıp rezil et! Oku, öğretmen kardeşim önce sen oku ve tavsiye et ki; Öğrencin okusun. Toplum okusun! Belki o zaman düzelir kim bilir? Bunları söylemeye nerden cesaret aldığımı da belirteyim ki amacımı aşmış olmayayım;

''Öğretmenler her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.'' ( 1927 ) Gazi K.ATATÜRK

Yani güzel insan özellikle de genç kardeşim, çok yakın zamanlarda ülkemizde yaşadığımız talihsiz trajedinin figüranları, şartlandırılmış ve uzun vadeli diyetle ipotek edilmiş hatta sözüm ona akademik eğitimli körelmiş beyin sahibi canlılardı. Öyle ki; bu canlılar bir müddet sonra bağımlı hale gelip bu merdiven altı sahte şifacı (aracı) ların pis salyalarıyla kutsanmadan? El ve ayak yıkadıkları sulardan içmeden? Ahlaksız ellerden verilen necis muzları yemeden? Adım bile atamaz olmuşlardı. Allah’ın öldürmeyeceksin emrine rağmen din ve Allah adına deyip ölüm tarlalarında din kardeşlerine karşı iman biçmeye yollanmışlardı. Hem de yaptıkları hasat kendi gelecekleri olmasına rağmen yapmışlardı bunu! Şimdi sorarım size Allah’ın önünde buna bir mazeret uydurabilir misiniz? Okudum ve anladım diyebilir misiniz? Tabi ki diyemeyeceksiniz…

İşte bizim anlatmaya çalıştığımız eğitime dair ve eğitim cellatlarına rağmen yapılması istenen ‘’okumak’’ eylemi; bu yukarda anlatılanlar gibi sahte, ipotekli yanlış ebedi şartlandırıcılarla karanlıkta yapılan değil, aksine gerçek ve serbest olarak sorgulama yaptıran,araştırmaya sevkeden, doğru ilmi ve edebi yönlendiricilerle aydınlıkta yapılan ‘’okumak’’ tır!

Yani senden istenen genç kardeşim; Oku, oyunu boz ve geleceğini kendin tefsir et!
Naçizane… Bilgi’nin anahtarına hep birlikte ulaşabilmek dileklerimle…
Sürç-i lisan ettiysek af ola efendim…
Murat TEKİNEŞ
23/03/2018

Yorumlar - Yorum Yaz


Galeri
4B
4B REKLAM